KÜREKÇİ
Haftanın özeti için önce kısa bir hikaye ile giriş yapalım. Hikaye bu ya, Türk kürek takımı ile Japon kürek takımı yarışa soyunmuşlar. Japon kürek takımında bir adet dümen sorumlusu ve 6 kürekçi bulunmasına karşın bizim kürek takımımızda 1 adet dümen sorumlusu, 1 adet dümen sorumlu yardımcısı, 1 adet dümen şefi, 1 adet dümen şef yardımcısı, 1 adet dümen amiri, 1 adet yardımcı amir ve son olarak 1 adet de kürekçi varmış. Yarış gerçekleşmiş ve tabi sonuç hezimet. Bunun üzerine toplanan kürek federasyonu uzun tartışmalar sonucu şu çıkar yolu bulmuş. Takımın batılı standartlara getirilmesi ve çağdaş idare usulleriyle idare edilmesi. Bu sebeple takıma bir de dümen CEO'su atanmış. Tekrar gerçekleştirilen yarış sonucunda yine hezimet yaşanınca kürek federasyonu toplanmış ve çareyi kürekçinin işine son vermekte görmüş.
Aslında son bir buçuk aydır Ortadoğu'da gerçekleşen ve son bir haftadır Libya'da süren değişim ve ayaklanmaları yukarıdaki hikaye ile özetlemek mümkün. Kürekçilerin sayısı artmadığı müddetçe Moubarak'ın değişip değişmemesinin, Kaddafi'nin iktidarı bırakıp bırakmamasının hiçbir önemi bulunmamaktadır.
Malesef Ortadoğu İslam ülkeleri, demokrasinin hala insanlığın bugüne kadar ürettiği en mükemmel yöntem olduğunu kabullenebilmiş değillerdir. Çoğu ülkede demokrasi bir kandırmaca olarak görülmekte ve kurtuluşun İslami yönetimlerde olduğu zannedilmektedir. Çoğulculuğu olmayan ve bir arada, barış içinde, farklılıklarla beraber yaşayabilme hayalinden uzak, dar modeller içinde sıkışmış iktidar zihni daha fazla kürek çekene ihtiyaç olduğunu kavramadığı müddetçe halklarını aynı sonlara uğratmaya mahkum görünüyor.
Bir zaman Türkiye'yi idare eden "Aman memleket laik ve Atatürkçü olsun da ne olursa olsun." zihniyetine benzer bir tezahürle "Şeriat ile yönetilelim de ne olursa olsun." zihniyetinin en büyük zararı Sudan'a dokundu. Eğer Tunus, Mısır ve Libya benzer bir motivasyonla ayaklanıyorsa sonlarının Sudan gibi olması kaçınılmazdır. Sudan'da olan şudur. Ülkesini şeriatla yönetmek isteyen El Beşir'in önündeki en büyük handikap Hristiyan olan Güney Sudan'dır. Politikalarıyla da Hristiyan Sudanlıları dışlamayı başarmış ve onların geçen aylarda gerçekleştirilen referandum ile bağımsızlıklarını kazanmalarını sağlamıştır. Batı için bu durum bulunmaz bir fırsattır. Çünkü zengin petrol, altın ve diğer yer altı zenginliklerine sahip kesim Güney Sudan'dır. Batı, Beşir'e cephe almış ve bağımsızlık yolunda Güney Sudan'ı candan desteklemiştir. Şimdi sıra Güney Sudan'ın zenginliklerinden olabildiğine faydalanmaya gelmiştir. Sudan ise artık Şeriat ilan edebilir, hiç bir engel kalmamıştır ve mutlu, mesut yaşayabilir. Kendilerinden farklı olan kendi halklarını dışlayıp bölündükleri ama tüm bunlara rağmen Şeriat ülkesi oldukları için.
Büyük kafalar ve büyük düşünen ülkeler, tüm renklerine yer açan bir siyasi sistem kurup geliştirir. Her farklılığa kendi sisteminde yer açar ve imkan tanır. Bu sebeple Tunus, Mısır ve Libya'da olanları bir İslami kıyamdan çok bir insani kıyam olarak görmeyi ümit etmek gerekir. İslami ya da İslam dışı, kurulacak yeni sistemin anahtar sözcüğünün demokrasi olması icap eder. Bu ülkelerin yapması gereken bu devrimleri tarihi bir fırsata çevirmek ve İran'ın ayak izlerini takip edip yine hüsrana uğramak yerine Türkiye'nin ayak izlerini takip ederek kendi halkları ve dünyayla ağır aksak da olsa uyumlu olmayı başarmaktır. Libyalıların önümüzdeki günlerde kavgadan çok okumalar yapmaya ihtiyacı olacaktır.
B. ÇETİNKARYA
Haftanın özeti için önce kısa bir hikaye ile giriş yapalım. Hikaye bu ya, Türk kürek takımı ile Japon kürek takımı yarışa soyunmuşlar. Japon kürek takımında bir adet dümen sorumlusu ve 6 kürekçi bulunmasına karşın bizim kürek takımımızda 1 adet dümen sorumlusu, 1 adet dümen sorumlu yardımcısı, 1 adet dümen şefi, 1 adet dümen şef yardımcısı, 1 adet dümen amiri, 1 adet yardımcı amir ve son olarak 1 adet de kürekçi varmış. Yarış gerçekleşmiş ve tabi sonuç hezimet. Bunun üzerine toplanan kürek federasyonu uzun tartışmalar sonucu şu çıkar yolu bulmuş. Takımın batılı standartlara getirilmesi ve çağdaş idare usulleriyle idare edilmesi. Bu sebeple takıma bir de dümen CEO'su atanmış. Tekrar gerçekleştirilen yarış sonucunda yine hezimet yaşanınca kürek federasyonu toplanmış ve çareyi kürekçinin işine son vermekte görmüş.
Aslında son bir buçuk aydır Ortadoğu'da gerçekleşen ve son bir haftadır Libya'da süren değişim ve ayaklanmaları yukarıdaki hikaye ile özetlemek mümkün. Kürekçilerin sayısı artmadığı müddetçe Moubarak'ın değişip değişmemesinin, Kaddafi'nin iktidarı bırakıp bırakmamasının hiçbir önemi bulunmamaktadır.
Malesef Ortadoğu İslam ülkeleri, demokrasinin hala insanlığın bugüne kadar ürettiği en mükemmel yöntem olduğunu kabullenebilmiş değillerdir. Çoğu ülkede demokrasi bir kandırmaca olarak görülmekte ve kurtuluşun İslami yönetimlerde olduğu zannedilmektedir. Çoğulculuğu olmayan ve bir arada, barış içinde, farklılıklarla beraber yaşayabilme hayalinden uzak, dar modeller içinde sıkışmış iktidar zihni daha fazla kürek çekene ihtiyaç olduğunu kavramadığı müddetçe halklarını aynı sonlara uğratmaya mahkum görünüyor.
Bir zaman Türkiye'yi idare eden "Aman memleket laik ve Atatürkçü olsun da ne olursa olsun." zihniyetine benzer bir tezahürle "Şeriat ile yönetilelim de ne olursa olsun." zihniyetinin en büyük zararı Sudan'a dokundu. Eğer Tunus, Mısır ve Libya benzer bir motivasyonla ayaklanıyorsa sonlarının Sudan gibi olması kaçınılmazdır. Sudan'da olan şudur. Ülkesini şeriatla yönetmek isteyen El Beşir'in önündeki en büyük handikap Hristiyan olan Güney Sudan'dır. Politikalarıyla da Hristiyan Sudanlıları dışlamayı başarmış ve onların geçen aylarda gerçekleştirilen referandum ile bağımsızlıklarını kazanmalarını sağlamıştır. Batı için bu durum bulunmaz bir fırsattır. Çünkü zengin petrol, altın ve diğer yer altı zenginliklerine sahip kesim Güney Sudan'dır. Batı, Beşir'e cephe almış ve bağımsızlık yolunda Güney Sudan'ı candan desteklemiştir. Şimdi sıra Güney Sudan'ın zenginliklerinden olabildiğine faydalanmaya gelmiştir. Sudan ise artık Şeriat ilan edebilir, hiç bir engel kalmamıştır ve mutlu, mesut yaşayabilir. Kendilerinden farklı olan kendi halklarını dışlayıp bölündükleri ama tüm bunlara rağmen Şeriat ülkesi oldukları için.
Büyük kafalar ve büyük düşünen ülkeler, tüm renklerine yer açan bir siyasi sistem kurup geliştirir. Her farklılığa kendi sisteminde yer açar ve imkan tanır. Bu sebeple Tunus, Mısır ve Libya'da olanları bir İslami kıyamdan çok bir insani kıyam olarak görmeyi ümit etmek gerekir. İslami ya da İslam dışı, kurulacak yeni sistemin anahtar sözcüğünün demokrasi olması icap eder. Bu ülkelerin yapması gereken bu devrimleri tarihi bir fırsata çevirmek ve İran'ın ayak izlerini takip edip yine hüsrana uğramak yerine Türkiye'nin ayak izlerini takip ederek kendi halkları ve dünyayla ağır aksak da olsa uyumlu olmayı başarmaktır. Libyalıların önümüzdeki günlerde kavgadan çok okumalar yapmaya ihtiyacı olacaktır.
B. ÇETİNKARYA

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder